skip to Main Content

Ayhan Tomak

Ayhan Tomak’ı anlamak için önce onun ömrünü verdiği şeye kulak vermek gerekiyor: ağaca. Otuz yılı aşan sanat hayatında resimden heykele, fonksiyonel tasarımdan anıtlara uzanan geniş bir yol yürüdü; ama bu yolun ortasında hep aynı inanç durdu. Kendi sözleriyle, bir sanatçının asıl öykündüğü yer bellidir: “Benim öykündüğüm yer doğa, doğanın ritmidir.” Web sitesinin girişindeki cümle de bunu özetler: doğanın ritmini nasıl hissedeceğini bilmek gerekir. Onun bütün işi, bu ritmi ahşabın içinde bulup görünür kılma çabasıdır.

Kökler: Antakya, aile ve ahşabın ilk kokusu Kökler: 

1970’te, Türkiye’nin en köklü kentlerinden Antakya’da doğdu ve ilk-orta öğrenimini orada tamamladı. Sanata açılan kapıyı ona ailesi araladı: ressam olan ablasının yönelmesinde büyük etkisi oldu, iki kardeşi klasik el oyması ustasıydı ve çocukluğunda onlarla birlikte çalıştı. Ahşapla teması da erkendir — henüz bir çocukken. Ahşap yontuyla ilk teması ilkokul yıllarında, 1978’de ahşap oyma atölyelerinde oldu; yarım gün okul, yarım gün iş, aralıklarla 18 yaşına kadar bu atölyelerde çalıştı. Antakya yıllarının bir başka armağanı da eğitimiydi: sanat tarihi, felsefe ve mantık derslerinin bakış açısını ne kadar genişlettiğini üniversite yıllarında çok daha iyi anladığını söyler. O yılları anlatırken tek bir sözcüğün altını çizer: sevgi. Olumlu koşulların içinde her zaman sevginin saklı olduğunu, bunu görebilmeyi en çok anne ve babasının öğrettiğini anlatır.

Resimden ahşaba giden yol

Tomak’ın hikâyesi aslında bir ressamın hikâyesi olarak başlar. 1993 İstanbul Üniversitesi mezunudur; ressam Erol Deneç önderliğinde kurulan İFAR resim grubunda yer aldı ve ilk sergisini 1995’te İstanbul Üniversitesi Ö.K.M. Sergi Salonu’ndaki karma sergiyle gerçekleştirdi. Bu dönemde yurt içinde ve dışında resim sergilerine katıldı, aynı zamanda kitap kapakları tasarladı, gazete ve dergilere illüstrasyonlar çizdi. Çocukluğunun ahşabına dönüşü ise uzun bir aradan sonra oldu: üniversite yılları dahil yaklaşık on iki yıllık bir aranın ardından, 2000’li yıllarda ahşabı temel malzeme alarak heykele yeniden başladı. Geçmişte edindiği oyma bilgisi, bu kez bir heykeltıraşın elinde yeniden hayat buldu.

Malzemenin dili: sabır, ritim ve dokunmak

Tomak için ahşap, üzerinde çalışılan bir yüzey değil; kendi hafızası, huyu ve ritmi olan canlı bir ortak. Her ağacın bir ritmi olduğunu söyler; ağaçları orman işletmelerinden ve özel işletmelerden temin eder, Çatalca’daki Istıranca orman köyünde bulunan atölyesinde ağaçları bekletip dinlendirir — bir ağacın en az beş-altı ay dinlenmesi gerektiğini anlatır. Ağacın kırıntısını bile kullandıklarının altını çizer. Onun belki en sevilen sözü, izleyiciyi esere ortak eden bir çağrıdır: dokunun. “Ahşaba dokunun” der; elin teması ahşaba iyi gelir, elinizin yağı ahşabı besler, ağacın stresini alır ve onu daha dingin kılar. Bu, bir malzeme bilgisinden çok bir dünya görüşüdür: sanatı camekânın ardında değil, temasta, hayatın içinde tutmak.

Mitoloji, ayna ve barış: formun taşıdığı hikâye  

Tomak’ın formları çoğu zaman bir hikâye taşır. Eserlerinde Anadolu mitolojisi ve Helenistik dönem izlerini kendi yorumuyla harmanlar ve eserin bir hikâye anlatıcısı olmasını sağlar. Ağaç figürü — özellikle de hayat ağacı — bu anlatının merkezindedir; farklı kültürlerde ve mitolojilerde köklü bir yeri olan bu sembol, onun elinde çağdaş bir forma kavuşur. Artemis, Gaia gibi adlar taşıyan ayna işleriyse ahşabı bambaşka bir malzemeyle, yansımayla buluşturur. Bütün bunların ardında yatan tema ise sadedir: barış, hayat, yaşam, sevgi. Tomak bu temaları neden ağaçla anlattığını da açıklar: kendimizle, çevremizle ve doğayla barışmadan güzel günler görmemizin mümkün olmadığını düşünür ve son dönemde bunu ağaç konulu heykellerle anlatmaya çalıştığını söyler. Onun sanat anlayışında üretmek etik bir tutumdur: “üretimden gelen sanat ışıldar” der ve tükettiğimizin esiri olmamaya çalıştığını anlatır.

Anıtlar ve metal  

Son yıllarda Tomak, ölçeği ve malzemeyi büyüttü. 2020’den itibaren metali de deneyimledi ve anıt heykel çalışmalarına başladı; ilk metal anıt projesi, 11 Balkan ülkesinden 23 şehrin belediye başkanlarından oluşan B40 Balkan Şehirleri Ağı için yaptığı “Barış Ağacı” oldu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin talebiyle ürettiği 6,20 metrelik bu eser, Kasım 2022’de B40 Balkan Şehirleri Parkı’nda izleyiciyle buluştu. Adı da formu da, onun yıllardır işlediği “barış” temasının kamusal bir alandaki karşılığıydı.

Aktaran bir sanatçı: bilgiyi yazıya geçirmek  

Tomak yalnızca üreten değil, aktaran bir sanatçı. 2009’dan bu yana Balat’taki atölyesinde ve Çatalca Binkılıç’taki, enstitü olmaya hazırlanan atölyesinde workshoplar veriyor. Öğrencileri avukatından plastik cerrahına, turizmcisine kadar farklı meslek gruplarından gelir. Boğaziçi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar ve İstanbul Teknik üniversitelerinde öğrencilerle bilgi paylaştı ve mesleki tecrübelerini kaydettiği bir kitap üzerinde çalışıyor. Bu kitap tesadüf değil; Tomak, Türkiye’de ahşap sanatının en büyük eksikliğinin yazılı gelenek olmadığını düşünür. Bizde bir “kopma” olduğunu, ahşap bilgisinin uzun süre yalnızca süslemeyle ilgili kaldığını ve heykel formunun neredeyse unutulduğunu; bilgiyi yazılı hâle getirmenin çok önemli olduğunu söyler.

Ulaştığı yer    

Bugün Tomak, yurt dışında en az yurt içi kadar tanınan bir isim. 1995’ten bu yana elliyi aşkın resim ve heykel sergisiyle eserlerini izleyici ve koleksiyonerlerle buluşturdu; Gabon Kültür Bakanlığı Müzesi ve Eskişehir Ahşap Müzesi olmak üzere iki müzede eserleri yer alıyor ve dünyanın birçok ülkesindeki koleksiyonerlerle çalışıyor. 2008’den bu yana Helsinki Uluslararası Sanatçılar Birliği üyesi. Helsinki, Nottingham, Bükreş ve Dubai gibi merkezlerde sergilere katıldı. Sanat yaşamını İstanbul’da, ahşabın kokusuyla dolu iki atölyede sürdürüyor.

Bütün bu yolun ardında yatan inanç ise sade: sanatçı asıl doğaya, doğanın ritmine öykünür. Ayhan Tomak da her yapıtında bu ritmi ahşabın içinde arar — sabırla büyüyen, kırılsa da yeniden filizlenen bir dünyanın izini.

KARMA SERGİLER

ETKİNLİKLER

Back To Top
×Close search
Search